TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, kapalı kapılar ardında yürütülen yeni "çözüm süreci" ve anayasa tartışmalarını değerlendirdi. Sürecin temelinde bir sermaye projesi yattığını belirten Okuyan; etnik ve dinsel referanslara dayalı bir "yeniden kuruluş" tasarısının Türkiye'ye barış değil, daha derin gerilimler getireceği uyarısında bulundu.
soL TV'de yayınlanan "Komünist Bakış"ta yeni dönemin ilk programında "çözüm süreci" masaya yatırıldı.
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, gazeteci İrem Yıldırım'ın sorularını yanıtladı.
Okuyan, "Ortada ne olduğunu bilmediğimiz bir süreç sürüyor. Neye inanacak bu halk?" sorusuna yanıt olarak, "Gizleyerek yürütülen bir süreç var. Daha önceki süreç de aynı şekilde gerçekleşmişti. Demek ki masaya oturan taraflar, o görüşmelerin içeriğinin tam olarak yansımasını istemiyorlar" dedi.
"Bu teknik anlamıyla çok sorgulanabilir bir şey değil. Dünyadaki örneklerinde de, iki taraf her şeyi açıklamaz. Ama iktidar zaten ortada bir pazarlık yok diyor. DEM, İmralı, Kandil ise 'Bu bir süreç mücadele başka türlü sürüyor' diyorlar. İş teknik boyutları dışında, bir Türkiye tasarımına geldiğinde, her iki taraf da yeni bir Türkiye'den söz ediyor. Bu noktada ne istediklerinin kamuoyuyla paylaşılması gerekir. Burada en çok konuşan kişi Öcalan" diye ekledi.
Eski görüşme tutanaklarının da daha sonra kitaplaştırıldığını ve Öcalan dahil kimsenin çıkıp bunları yalanlamadığını söyleyen Okuyan, "Bir doğrultu var. Sürece dair en çok enformasyon sağlayan kişi Öcalan ancak her söylediği tartışmalı" şeklinde konuştu.
Tutanak tartışması: 'Birileri provokasyon yarattıysa çok sağlam çalışmış; üslup aynı, doğrultu aynı'
"Her neyde anlaşıyorlarsa, bu Türkiye tasarımı birilerinin projesi" diyen Okuyan şöyle devam etti:
"Bu projeye değişik toplumsal kesimleri ikna etmeye çalışıyorlar. Söylenen şeyler yenilir yutulur şeyler olmadığından itirazlar başlıyor.
Bu anlamda tutanaklarda ortaya çıkanlar, bizim ne kadar haklı olduğumuzu gösteren şeyler. Ve oradaki Türkiye tasarımı birçok kişiyi rahatsız etti. Bunların içerisinde Aleviler var. Biz itiraz ettik. Sonra da bu tutanaklar yalan dediler. Önce bir bölümüne, sonra itiraz ettiler, sonra görüşmeler dahi yapılmadı dediler. Biz neye bakarız? Tekil iddialara hiç prim vermemek gerekir. Sürecin bütününe bakmak gerekir. Bir siyasi hareketi, bir siyasi partiyi ya da siyasi kişiliği değerlendireceksek sürece bakmak gerekir.
Tutanaklar diyelim ki yalan. Evet, beyan esastır; çünkü masada oturanlar diyorlar ki 'Biz bunları konuşmadık.' O zaman bize susmak düşer. Ama şurada susmayız, AKP açısından 20 küsur yıldır bu barış süreçleri, çözüm süreçleri, 'terörsüz Türkiye' -adına ne diyorlarsa-, orada bizim 10 küsur yılı geçen bir öykümüz var. Oraya bakarız. Sürecin bütününe bakarız. Kim ne demiş, nasıl davranmış, nerelere işaret etmişler... Bu tutanaklarla bu sürecin tamamı uyumlu. Yapay zekaya verilsin, bu tutanakları hazırlardı. Dolayısıyla eğer birileri provokasyon yarattıysa çok sağlam çalışmış. Üslup aynı, çizgi aynı, ana fikir aynı, doğrultu aynı. Biz yeni tanışmadık ki İdris-i Bitlisî'yle.
'Etnik referansa oturan bir 'barış süreci' ya da yeniden kuruluş süreci başarıya ulaşamaz'
Etnik kimlikler üzerinden siyaset yapılması, en az laikliğin delinmesi kadar suç olmalıdır; çok net söyleyeyim. Türkiye'de Kürtlere dönük inkarcılık bir siyaset konusu. Alevilerin yıllardır gördüğü baskı ve ayrımcılıklar bir siyaset konusu, evet ve bunlar gerçek. Ama kimse Aleviler adına konuşamaz, Kürtler adına konuşamaz, Türkler adına konuşamaz. Çünkü farklı görüşlerde, farklı sınıfsal kökenlerden Aleviler var, Türkler var, Kürtler var.
Bu kimlikler üzerinden konuşmaya başladığınız zaman, etnik ve mezhep temelleri üzerinden ciddi trajediler var, katliamlar var. Dolayısıyla bir süreci 'Kürt-Türk ittifakı', 'Kürt-Türk-Arap ittifakı' diye meşrulaştırmaya kalktığınız andan itibaren birilerini ötekileştirirsiniz. Kim dışarıda kalacak? Alevileri geçtim, Türkiye'de yaşayan başka kökenlerden birçok kişi var. Onlar ne hissedecekler? Etnik kimlikler üzerinden tarif edeceksek bu işin sonu yok. Hiçbir yerde etnik referansa oturan bir 'barış süreci' ya da yeniden kuruluş süreci başarıya ulaşamaz.
Bir başka olgu: Yerel demokrasi deniyor, değil mi? Yavuz Selim dönemindeki o ittifakın doğrultusu merkezileşmedir, yerel unsurların tasfiyesidir. Hangi yüzle yerelleşme deniyor? Katliamların yapıldığı dönem, yerel dinamiklerin bastırıldığı ve merkezi otoritenin güçlendirildiği bir şeydir. Demek ki işlerine geldiği zaman merkezi otoriteyi de savunabilecek bir akılla karşı karşıyayız.
Bu süreçte yeni bir öykü yazılmaya çalışılıyor, yeni bir resmi tarih tezi ve burada ortaklaşıyorlar iktidarla. Bu ortaklığın herkesi memnun etmesi diye bir şey yok. 'Süreci desteklemeyen siyasetten koparılır' deniyor. Süreç bu haliyle geniş bir toplumsal onay alamaz."
Solun konumu: 'Bu siyasi çizgiye biz niye ikna olmak zorundayız?'
İrem Yıldırım, Kemal Okuyan'a sürecin solla ilişkisini de sordu.
Okuyan, bütün kritik dönemeçlerde "soldan onay alınmaya çalışıldığını" hatırlattı. Ergenekon örneğini veren Okuyan, toplumda "arınılıyor" hissini solun yarattığını belirtti. Toplumun süreç bağlamında yeni bir tasarıma ikna edilmeye çalışıldığını vurgulayan TKP Genel Sekreteri, solun ideolojik-siyasi ağırlığı nedeniyle, onayladığı başlıkların Türkiye'de önünün açıldığını söyledi. Şu ifadeleri kullandı:
"Doğal olarak bazı kesimler ikna olmuyorlar. İkna olmak zorundalar mı? Aydınların desteği... Yeterince Türkiye'de liberal 'aydın' var. O destekle yetinsinler. Yani herkes desteklemek zorunda değil. Ayrıca her karşı çıkan bu sürece aynı nedenlerle karşı çıkmıyor. Yani çok farklı nedenlerle bu sürece ikna olmayanlar var. İkna olmak zorunda da değiller
Şimdi ben kendi adımıza konuşayım, bu sürece ikna olup olmama değil mesele bizim açımızdan. Ortada bir Türkiye tasarımı var ve aslında bir dünya tasarımı, bölge tasarımı. Oraya ikna olamayız zaten biz, o tasarıma karşıyız. 'Ama Kürt sorunu ne olacak? Kürt sorunu çözülüyor...' Kürt sorunu çözülmüyor. Bu tarif edildiği şekilde bir Kürt sorunu yok zaten Türkiye'de. Bir tasarımı başarıya ulaştırmaya çalışan bir iktidar ve o iktidarla beraber bu tasarıma ikna olan, daha doğrusu bu tasarımı kendi hedefleri ya da kendi gündemi, kendi rasyonel bulduğu taraflarıyla eklemlenmiş, kabullenmiş ve o tasarıma güç veren bir siyasi çizgi var. Bu siyasi çizgiye biz niye ikna olmak zorundayız? Gerçekten de bu anlaşılmaz bir şey.
(Devamını okumak için tıkla | Kemal Okuyan'dan 'çözüm süreci' analizi: Türkiye sürükleniyor, dayatılan sermaye tasarımına ikna olmak zorunda değiliz! | soL Haber Merkezi)