Altay Cem Meriç'in "Peygamberliğin İspatı: Haber Delili" isimli kitabına kapsamlı bir eleştiri
1- Önsöz bölümündeki ilk paragrafta şöyle diyor:
"Bu eserde ele aldığımız ve “nübüvvet ispatında haber değerlendirmesi” şeklinde ifade edebileceğimiz yöntem, yaklaşık on sene önce benim ateizmden İslam’a geçişimi sağladı. Hamd Allah’a mahsustur."
Artık haber delilinin kuvvetinden mi yoksa Altay'ın zamanında nasıl bir ateist olmuş olduğundan mı bilinmez.
2- Sayfa 14'deki son paragrafta şöyle diyor:
"Aynı şekilde bu eserde, bilimsel ya da matematiksel mucize hususuna da girmedim. Ben, bu konuda serdedilen uzun tartışmalara girmeksizin, Kur’an’da bilimsel mucizeler olduğunu düşünüyorum. Konu, popüler olması hasebiyle her ne kadar suistimal ediliyor ve olmayacak ayetlerden olmayacak deliller çıkarılmaya çalışılıyor olsa da insanların tavırları, bazı ayetlerdeki gerçekten şaşırtıcı hususlara göz kapatmamızı gerektirmiyor."
Kuran'ın Antik Yakın Doğu mitolojisinin ve Yahudi mitolojisinin kozmolojik modellerinden etkilendiğini de kabul etmen gerekiyor [1-3].
3- Sayfa 15'deki ilk paragrafta şöyle diyor:
"Ancak altı çizilmesi gereken bir husus, sahabeyi Müslüman yapan deliller konusudur. Ben bu bakış açısını yakalamayı çok önemli buluyorum. Sahabeyi Müslüman yapan deliller neydi? Eserimiz, benim aciz bakışımla bu soruya verdiğim cevabı da içermektedir. Bu ince noktayı yakaladıktan sonra her türlü delil, imanımızı takviye edecektir. Ancak ben, bilimsel ya da matematik mucize konularına girmemin -hem konuyu layığı ile ele alamayacağım düşüncesi ile hem de eseri direkt kendisi ile alakalı olmayan bir konu ile uzatmama sebebiyet vereceği için- şu aşamada doğru olmayacağını düşündüm."
Gerçekte Muhammed'in sahabelerinin delile ihtiyacı yoktur. Hadislere göre Muhammed'in yanına topladığı ilk insanlar çapulculardı [4-5].
4- Eserin yöntemi bölümünde şöyle diyor:
"Eserde, çok fazla sayıda delil ve argümanın temellendirilmeden peş peşe sıralanmasındansa zemini sağlamca kurulmuş, muhtemel itirazları kendi kendisine yaparak ilgili itirazlara cevap verilmiş bir yapı arz etmesini istedik. Bu bağlamda, eserin yazımının bitmesinden basım sürecine kadar bir senelik bir boşluğun olması da bizim açımızdan büyük bir nimet oldu. Bu süreçte eser, gerek Müslümanlardan gerekse gayrimüslim arkadaşlarımızdan pek çok kişiye, gerçekten sert bir şekilde tenkit edilmesi için gönderildi. Onlardan gelen itirazlardan önemli bulduklarımıza eserin içinde cevap verdik."
Gerçekte elindeki kitabı bir analitik din felsefecisine verseydi felsefeci ciddiye almazdı. Argümanın ifade edilişi sorun taşımıyor, direkt argümanın kendisi sorunlu.
5- Sayfa 16'da şöyle diyor:
"Bu anlamıyla eserde -en azından benim daha önce başka bir yerde mütalaa etmediğim- pek çok orijinal delil bulacağınız gibi, daha önceden duyduğunuz delillerin de kullanıldığını göreceksiniz."
Din felsefesinde tek bir dinin bakış açısı içinden orijinal delili geç delilden söz edemezsin. Felsefeciler özel muamele safsatası der ve çöpe atar. Delilinin içinde diğer dinlerin benzer iddialarına cevap verirken kendi argümanının sönümlenmediğini göstermen lazım. Ama Altay böyle bir şey gösteremiyor.
6- Sayfa 20'de şöyle diyor:
"Bir diğer önemli uyarımız da oryantalist yazarların fazla önemsenmesi hususunda olacaktır. Bizim burada, metinleri onlara dayandırma sebebimiz, onların daha güvenilir olmasından değil muhatap aldığımız kitle ile alakalı oluşlarındandır. Ben oryantalistlerin düşük donanımlarının gereğinden fazla ciddiye alındığına kaniyim. Problemli gördüğüm bu tavra, kitabımın katkı sağlamasından da endişe etmekteyim."
En azından oryantalistler İslam'ı çözümlemek için objektif epistemoloji kullanmaya çalışıyorlar. Müslüman böyle bir şey yapmaya çalışsa Müslüman kalabileceğini zannetmiyorum. İddialarını savunmak için epistemik döngüsellik tehlikesine girmek zorundalar. Ayrıca hayatında bir oryantalist akademisyenle tartıştığını zannetmiyorum. Gidip yüz yüze ne kadar düşük donanımlı (!) olduklarını birinci elden deneyimleyebilir.
7- Yine sayfa 20'de şöyle diyor:
"Eğer eserimizin, toplum tabanındaki insanlara da faydalı olması gibi bir gaye gütmeseydik ve sadece ilim ehline hitap edecek şekilde kaleme alsaydık eserde oryantalistlere başvurmaya hiç ihtiyaç hissetmezdik. Bu hususun göz önünde bulundurulmasını ve eserimizde kullandığımız bu metodun, kötü bir âdete sebebiyet vermemesini de Allah’tan niyaz ederiz."
İlim ehli dediği kesim de genellikle ne olursa olsun her halükarda İslam doğrudur ön kabulüyle hareket eden kesimdir. İslam'ın doğruluğu kulenin en altındaki parça gibidir. Her şey onun üzerine inşa edilir, aykırı veriler dogmatik bir şekilde reddedilir.
8- Aydınlanma ve nübüvvetin ispatı bölümü ilk paragrafında şöyle diyor:
"Sık söylenen güzel bir tanımla, “aydınlanma düşüncesi, büyüsü bozulmuş bir dünya” ortaya çıkarmıştır. Bu dünyada melek ya da cinlere atıf yapmak, benimsenen bir olgu olmaktan ziyade, açıklanması gereken bir zorluk gibi görülmeye sebebiyet vermiştir."
Doğal ontolojinin üzerine başka tür bir ontoloji varsayıp üzerine bu spesifik dini ve bu spesifik dindeki varlıkları varsaydığında evet, bu durumu nasıl kolay bir şekilde açıklayabileceğini merak ediyorum.
9- Sayfa 21'de şöyle diyor:
"Doğaüstüne atıf yapmaksızın, ayağı müşahede edilen dünyaya basan bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Bu yöntem, zihnimde belirirken böyle bir hedefim yoktu. Ancak zannediyorum, böyle bir sonuç ortaya çıktı."
Bu da sahte ikilem safsatasıdır. Fetanet, Samimiyet, Haber delili gibi iddialar doğaüstünün doğru olduğunu göstermez. Yalnızca liderin sahtekar ya da deli olmadığını gösterir. Liderin kendini bir şekilde kendi kurguladığı şeye (hareket ilerleyip büyüdüğünde) inandırmış olabileceğine dair itirazlara karşı argümanların içinde hiçbir makul yanıt yok.
10- Yine sayfa 21'de şöyle diyor:
"Bu sayede biz, önce olağanüstü olayların imkânını ispatlamak, sonrasında nübüvveti göstermek durumunda bulunmadık. Direkt nübüvvet iddiasını, müşahede ettiğimiz dünyadaki gözlemlerimiz üzerinden tasdik etmiş olduk."
Yine sahte ikilem safsatası. Altay'a göre ya peygamberlik doğrudur ya da bu söz konusu kişi sahtekardır, delidir. Bu adama göre başka ihtimal yok. Acaba aynı yetersiz argümanı başka dinden kişilerin de (C. S. Lewis) kullandığını biliyor mu?
11- Yine sayfa 21'de şöyle diyor:
"Hz. Muhammed’in (s.a.v.) nübüvvetinin bu metotla kabulü, akabinde onun içerdiği “melek, şeytan...” gibi diğer metafizik unsurlar, tasdik edilen nübüvvetin içeriği ile kabul edilebilir."
Gerçekte Muhammed'in peygamberliğini doğaüstüne atıf yapmadan (bu da epistemik döngüselliğe / fideizme girer.) hiçbir şekilde temellendiremezsin.
12- Sayfa 23'te şöyle diyor:
"Örneğin, Antik Yunan tarihi hakkında kaynak kabul ettiği metinlerden ya da Hristiyanlık hakkında kabul ettiği metinlerden çok daha güçlü olan metinleri kabul etmediğinde bu, İlmî tutarsızlık ve keyfî seçimi gösteren bir alamet olacaktır."
Umarım aradaki kaynak kelimesini unutmuşsundur. Çünkü bir kaynağın parşömen tarihiyle parşömenin içeriğinin tarihle uyumu aynı şeyler değil. Ayrıca Müslümanlar ellerinde hiçbir kanıt yokken Tevrat ve İncil tahrif edildi iddiasını ortaya atarken (tamamen teolojik nedenlerden, tarihsel nedenlerden değil) pek de tutarlı olduklarını söyleyemem.
13- Yine sayfa 23'te şöyle diyor:
"Bu eserde kullanacağımız ana kaynaklar nelerdir, sorusuna cevap verecek olursak temel kaynaklar olarak elbette Kur’an ve Hadis metinleri gelecektir. Hâliyle bunları rivayet eden sahabe de önemli bir faktör olarak önümüzde duracaktır."
İslam kaynaklarının kendisi bile Kuran'ın yeniden düzenlemeden geçtiğini söylüyor [6]. İslam'da farklı Kuran kıraatleri vardır ve bunlar birbirlerinden kelimeler bakımından farklılık gösterebilmektedir [7-8]. İslam dışında ise Sana kodekslerinin bulunması ve kodekslerin üstündeki yazılarla altındaki silinen yazılar karşılaştırılarak Kuran'ın yeniden düzenlemeden geçtiği kanıtlanmıştır [9-10]. Tabii ki yeniden düzenlemeyle tahrif aynı şey değildir. Tevrat ve İncil'de yeniden düzenlemelerden geçmiştir. Buradaki sıkıntı şudur: Judeo-Hristiyan geleneğinde apokrif kitaplar denen bir bölüm vardır ve tarihçiler bu kitapların neden apokrif olduklarını tarihsel olarak gösterebiliyor ama İslam geleneğinde farklı Kuran mushafları (farklı kıraatlerle karıştırmayın.) tamamen ortadan kaldırıldığı için ister istemez acaba yanlış mushafı mı korudular şeklinde soru işareti doğabiliyor. Bunun dışında Altay'ın yazdıklarına katılıyorum. Altay İncil ve Tevrat'ın güvenilmez olduğunu düşünüyorsa buna da katılmıyorum. Kumran yazıtları, bağımsız tarihçilerin anlattıkları (Josephus, Tacitus vs.) ve metinlerin tarihlendirmeleri (mesela Pavlus'un sahte olmayan mektupları İsa öldükten 20-25 yıl sonra (MS 50-55) yazılmıştır.) İncil ve Tevrat'ın tahrif olduğu iddiasını geçersiz kılar [11-14].
14- Sayfa 29'un başında şöyle diyor:
"Kur’an’ın tahrif edilmediğinin en güçlü delili, buna dair ihtilafın nakledilmemesidir."
Buna dair bir sürü ihtilaf vardır. Mesela Buhari, günümüzde en yaygın kullanılan Hafs Kur'an'ının yaratıcısı Hafs'tan sahtekar olarak bahseder [15]. İslami gelenek, Fatiha, Felak ve Nas surelerinin sure mi yoksa dua mı olduğundan bile emin değildir. Örneğin, İbn Mesud (Muhammed'e en yakın kişilerden biri; Muhammed bile Kur'an'ı ondan öğrenmeyi tavsiye etmiştir) günümüzde sure olarak kabul edilen bu üç bölümü kendi Kur'an'ına dahil etmemiştir. Onları dua olarak kabul etmiştir. Ubey bin Kab (İbn Mesud gibi Muhammed'e çok yakındı) da, modern Kur'an'da bulunmayan Hafed ve Hul (veya Kunut) surelerini Mushaf'ına (el yazması) dahil etmiştir. Ubey bin Kab'ın 116 suresi varken, İbn Mesud'un 111 suresi vardı [16-17]. Sure sayılarında ve sure içindeki ayet sayılarında daha çok fazla ihtilaf vardır [18-19].
15- Yine sayfa 29'da şöyle diyor:
"Çünkü Kur’an’ın tahrif edildiğini iddia etmeye çalışan birisinin karşısındaki en büyük problem, “Neden ihtilaf olmadı? Neden savaşlar çıkmadı? Muhalif sesler nasıl bastırılabildi? Nasıl ittifak sağlanabildi?..” gibi sorulara cevap verebilmesidir."
Osman farklı mushafa sahip olanların mushafları yaymasını engellemedi mi? Yoksa başka konu hakkında mı konuşuyoruz?
16- Sayfa 29 ve 30'da şöyle diyor:
"Gerçekten ilk dönemden itibaren, sahabilerin fedakârlıkları ve müşriklerin garezleri etrafında, büyük bir toplumsal çatışma mevcuttur. İleride, “Sahabenin Tarihî Kaynaklığı” bölümünde göreceğimiz üzere bu Kitap, kendisi için her türlü fedakârlığı yapmaya hazır bir topluluğun içerisinde ortaya çıkmıştı. Sahabenin hayatta olduğu bir dönemde tahrif edildiğini iddia edenin, “Sahabe neden bu tahrife ses çıkarmadı?” sorusuna cevap verebilmesi gerçekten imkânsızdır. Hristiyanlık tarihinde bildiğimiz bir örnek üzerinden yola çıkacak olursak Romanın, Hristiyan coğrafyada tek başına hâkim ve güçlü bir devlet olmasına rağmen Hristiyanlara, tepeden “Kanonik İnciller” dikte etmesi, tarih tarafından kayıt altına alınmıştır. Roma'nın bu uygulaması muhaliflerini sindirse de muhalefetin var olduğuna dair delilleri gizleyememiştir. Bugün tarih okuyan hiç kimse, bunun delillerine ulaşmakta zorluk çekmez. Roma'nın muhalifleri çok zayıf ve halktan kimseler olmasına rağmen itirazları günümüze kadar ulaşmıştır. Romanın kutsal kabul edilmesini yasakladığı “Apokrif İnciller”, günümüzde ortadadır. Hristiyanların Konsil toplantılarının tarihi, yasaklı İncillerin listeleri bugün herkes tarafından bilinmektedir. Yani bu örnekte görüldüğü gibi, tüm tarihî verileri yok etmek imkânsızdır."
Öncelikle ilk dönem Hristiyanların da fedakarlıkları vardır. Bunu geçelim. Kanonik inciller ve mektuplar MS 1. yüzyılda ortaya çıkarken Apokrif inciller ise MS 2. yüzyılın ortalarından itibaren ortaya çıkmıştır. Apokrif inciller tarihsel nedenlerle değil teolojik nedenlerle ortaya çıkmıştır. Altay'a sormak istediğim soru şudur: İsa'nın kardeşi Yakup'un mezhebi (Ebiyonitler) Pavlus'u sahte peygamber olarak nitelendiriyor, sünnet oluyor, domuz eti yemeyi yasaklıyor ve Musa'nın (Musa diye birisi yok. Musa kurgusal bir karakter btw) kanunlarına uyuyordu. Peki tüm bunlara rağmen neden İsa'nın çarmıha gerilip öldürüldüğünü kabul ettiler? Allah onları bir yanılsama ile 6 asır boyunca kandırdı mı yoksa daha da zorlama argümanlar mı üretmek istersin? Kendi içinde tutarlı değilsin, önyargılısın. Tabii ki bununla birlikte Altay kodekslerden bahsederken yeniden düzenleme yapıldığı gerçeğini görmezden geliyor. Nitekim Yeni Ahit hakkında sayfa 88'de gösterdiği tablo ortalama düşünme becerisine sahip bir insan için kendisinin haksız olduğunu göstermektedir.
17- Sayfa 89 ve 90'da hadislerinin güvenilirliğinin temellendirilmesine gerek kalmadığını söylüyor. Bari sayfa 23'te altını doldurmadığın hadis opsiyonunu Kuran'ın yanına kaynak olarak koymasaydın.
18- Sayfa 93'te şöyle diyor:
“Yoksa, sen onlardan bir ücret istiyorsun da borç yüzünden ağır bir yük altında mı kalıyorlar?”
"Mesela bu ayette, ücret istiyordu ya da istemiyordu tartışması yoktur. Bu, “Sanki bir şey kaybedeceksiniz. Neden iman etmiyorsunuz?” bağlamında, müşriklere yönelik bir serzeniş üslubudur. Muhatapla ücret istenilmediği üzerinde hemfikir olmak gibi bir zemin olmasa, bu hitap bütünüyle anlamsız ve alakasız olacaktır. O hâlde biz bunu görünce doğal olarak ikincil delil mantığında, “Ücret istemiyordu.” önermesini rahatlıkla doğrulamış oluruz. Bu metni kimin yazdığına inanırsanız inanın, bu çıkarım çok doğaldır."
Evet, başka ayetlerde Muhammed'in insanlardan sadaka adı altında ücret istediğini [20] ve Allah'ın peygamberler arasında -garip bir şekilde- sadece Muhammed'e ganimet elde etme hakkı tanıdığını [21-22] görmezden gelirsen bu çıkarımı yapabilirsin.
19- Sayfa 94 - 117 arasını geçtim. İnceleyecek pek bir şey yok.
20- Sayfa 118'de şöyle diyor:
"Şimdi biz bu ayette bir tarihî bilgi ile karşılaşıyoruz. Bu bilgi yanlış olabilir mi? Biz, Kur’an’ın nazil olduğu ortam düşünüldüğünde, bunun mümkün olamayacağını söyleriz. Eğer Hz. Muhammed (s.a.v.) 40 yaşından önce bu kıssaları biliyor ve Mekke ortamında anlatıyor olsaydı sahabeler bundan haberdar olurlardı. İlk Müslüman olanlar, en yakın arkadaşlarıydı. Onlar pek çok fedakârlıkta bulunuyor ve samimiyetle inanıyorlardı. Ayrıca, zahiren hatalı gibi görünen konularda dinden çıkmalar oluyordu. O hâlde bu bilgi hatalı olsaydı Kur’an’da açıkça bir hata ve yalanın olduğunu anlayan sahabeden, dinden çıkma tepkileri olmasını beklemeliydik. Hatta böyle açık bir hatanın dinin sonunu getirmesini beklerdik. Oysa Kur’an’da defalarca tekrarlanan bu bilgi, böyle bir şeye sebebiyet vermemiştir."
İslam kaynakları itirazlar için kısıtlıdır ayrıca zaten Kuran'da zaten bu tepkiler var. Eskilerin masalları, başkasından öğreniyorsun şeklinde itirazları var. Ve Kuran iyi bir şekilde cevap veremiyor. Eğer Muhammed okuma yazma bilmeseydi Kuran bunların dili başkadır demezdi, Muhammed okuma yazma bilmiyor şeklinde bir savunma yapardı. Ayrıca sorun hala bitmedi. Onların dili başkaysa Muhammed neden sık sık onların yanına gidiyordu?
21- Sayfa 119-126 arası Müşriklerin sessizliğinden bir argüman oluşturmaya çalışıyor ama bu metodolojik bir hatadır. İslam kaynakları muhalifler için kısıtlı bilgiye sahiptir ve sessizdir.
22- Sayfa 127-136 arasını tamamen sahte üçlem (ya doğru söylüyor ya deli ya da sahtekar) üzerine kuruyor. Burada 2 farklı ihtimal daha var. Birincisi minimal tarihsel gerçekliğin üzerine kurgular inşa edilmesi. İkincisi liderin kendi kendini inandırmasıdır.
23- Sayfa 138-139 arasında "Mucize iddiası nasıl çürütülür?" bölümünde karşı tarafa sahte kanıt yükü uyguluyor. Kanıt yükü mucize olduğunu iddia edenin üzerindedir. Eğer ki mucizelerin epistemik olarak güvenilir olduğu gösterilemezse -ki gösteremediğini göstereceğim.- o zaman mucizenin var olduğunu kabul etmek için makul bir sebep yoktur. Diğer dinlerin mucize iddiaları söz konusu olduğunda durum çok daha komik bir hal alır.
24- Sayfa 140'da ilk mucizeyle (Duhan mucizesiyle) başlıyor. Duhan mucizesinin yanlış olma nedenleri: Birincisi bu deyim (yer ve gök ağlar.) incelendiğinde Orta Doğu'da kullanılan kültürel bir deyim olduğu ortaya çıkıyor [23]. İkincisi hiyeroglif metin olarak atıf verdiği Rosetta taşı Musa'nın karşısındaki kurgusal Firavun'un olası zaman aralığı ile bile örtüşmüyor. Kurgusal Firavun MÖ 14-13. yüzyıllar arasında yaşamış olmalıyken Rosetta taşı çok daha sonra MÖ 2. yüzyıla tarihlenir [24]. Üçüncüsü Rosetta taşında yer ve gök ağlar şeklinde bir ifade yok eğer Altay piramit metinlerine (MÖ 2300) atıfta bulunuyorsa onda da metinde yer ve gök ağlar da demiyor, gök ağlar yer sarsılır (titrer) diyor [25-27]. Bu 3 neden güvenmemek için yeterli sebeplerdir.
25- Sayfa 140-156 arasını geçtim. İnceleyecek pek bir şey yok.
26- Sayfa 158'de şöyle diyor:
"İnceleyeceğimiz kısım, bazen -maalesef- fazlası ile yanlış anlaşılıyor. “Filan şahıs da samimiydi ve fedakârlıklar yapmıştı. O hâlde ona da mı peygamber diyeceğiz?" şeklinde itirazlar geliyor. Burada haber değerlendiriyorsak haberin içeriğini göz önüne almak zorundayız. Samimiyetin sadece Nebiye (s.a.v.) ait olmadığı söylenip yalnızca bununla peygamberlik ispatı yapılırsa yeryüzünde çok fazla peygamber çıkacağının farkındayız. Burada nübüvvetin her delille tek başına ispatlanması gibi bir gayemiz yoktur. Nübüvvetin yalan olduğunu iddia eden birisi için iki ihtimal vardır: “Farkında olarak ya da olmayarak, yalan söylemesi”. Biz burada, farkında olarak yalan söyleme ihtimalini çürütmüş olacağız. Bir sonraki bölümde de farkında olmadan yalan söyleme ihtimalini çürüteceğiz."
Aslında farkında olarak yalan söyleme ihtimalini tam olarak çürütemezsin. Çünkü Muhammed en başlarda yalan söylediğinin farkında olup sonra hareket büyüdükten sonra farkındalığını yitirmiş olabilir. Ahzab suresinde bunun izleri vardır. Ahzab ve Tahrim surelerindeki garip ayetlerin Tanrı'nın sözü değil de Muhammed'in zihninin ürünü olduğunu söylemek çok daha parsimoniktir.
27- Sayfa 159'da şöyle diyor:
"Biz elbette Bruno’nun ya da Kinik Diyojen’in samimi olduğunu biliyoruz. Ya da en azından insanlar bunda neredeyse müttefiktirler. Ancak, iddia içeriği açısından ciddi farklar mevcuttur. Birincisi, bu şahıslar böyle olağanüstü bir olayın nakilcisi durumunda değildirler. İkincisi, samimiyetleri bir haber üzerinden değil, teoriye sadakat bağlanımdadır. Yani onlar, “Ben melekle görüşüyorum.” gibi bir haberde samimiyet iddiasında değildirler. Üçüncüsü, ilk ikisine bağlı olarak peygamberlik gibi bir iddiaları yoktur. Şimdi samimiyet delillerimize başlayalım."
Peki Joseph Smith, Pavlus, İsa'nın havarileri, İsa'nın kardeşi Yakup, Marshall Applewhite, Jim Jones ve daha bir çok tarikat lideri? Bunları Muhammed'ten epistemik olarak ayırmak imkansızdır.
28- Sayfa 159-171 arasında Muhammed'in ağır yükümlülükler getirdiğinden bahsediyor ve bu yüzden doğru söyleyebileceğini söylüyor. Muhammed'in amacı Musa'nın sert yasalarını (İbrahimi dinlerin bozulmamış özünü) geri getirmek olduğundan bunlar delil niteliği taşımaz. Tıpkı Museviler ağır yükümlülükler altındalar diye onları doğru kabul edemeyeceğimiz gibi.
29- Sayfa 172'de "toplumun kabul ettiği değerlerle mücadele" bölümünde yine özel muamele safsatası yapıyor. Önceki bölümde Pavlus'u dini yükümlülükleri kaldırdığı gerekçesiyle eleştirirken burada Pavlus'u kafasından siliyor. Pavlus kendi topluluğu olan Musevilerle mücadele etmedi mi, İsa'nın kardeşi Yakup'la mücadele etmedi mi?
30- Sayfa 173-265 arasını eleştirmeyeceğim. Ciddiye alınacak pek bir şey yok. Kölelik, ırkçılık ve merhamet konusunda İslam'a özel muamele uyguluyor. Herhalde Muhammed'in Yahudileri kestiğini, bir adama hazine yeri için işkence yaptığını ve daha yaptığı bir çok şeyi görmezden geliyor. Kölelere de iyi muamele uygulandığını zannediyor. MS 869-883'de Müslümanların himayesi altında bir siyahi köle isyanı yaşandığını bilmiyor [28].
31- Sayfa 265-312 arasında yine pek bir şey yok. Mekke'nin fethi mucizesi diye bir şey de yok. Çünkü Muhammed zaten çok fazla yeri ele geçirmişti ve baya adam toplamıştı. Mekke'yi ele geçirmesi tahmin edilemez bir şey değil. Ki zaten fetih zamanını bile doğru tahmin edemiyor, fethedeceği zaman müşrikler yüzünden uzuyor [29-30]. Dolayısıyla güvenmek için makul bir sebep yok.
32- Sayfa 312-408 arasında yine pek bir şey yok. Zayıf iddiaları daha ayrıntılı bir şekilde anlatsanız bile yine de zayıflardır. Burada ikinci derece kanıtların etkisi (dolaylı kanıtlar) dediğimiz bir şey vardır. Tarihçiler Kuran'ın ortaya çıktığı dönemin kültürel ve coğrafi evrimini tam olarak bilemeyebilirler ama Kuran'ı incelediklerinde Muhammed'in neden yanıldığını anlarlar. Muhammed'ten önceki geleneklerin kanonik kitapları tarihsel testten geçtikleri için (teolojik evrim var ama tarihsel olarak bir tahrif yok.) Kuran'daki hikayelerin Hahamlar tarafından yazılan tefsirlerden (midraşlar), tarihsel olarak güvenilir olmayan (apokrif) İncillerden, Hristiyan efsanelerinden, süryani apokrif eserlerden, yahudi apokrif eserlerden sözlü gelenek yoluyla alındığını biliyorlar [31-32]. Bunlar Altay'ın itirazlarını tamamen baskılar. Burada en önemli kısım şudur: Eski ve Yeni Ahit'in içeriğinin tarihsel olmasının bir önemi yoktur. Eski ve Yeni Ahit'in hikayelerinin tutarlı bir şekilde ortaya çıkışının Kuran'dan önce olması, Kuran'ın bu hikayeleri doğrulaması ve Kuran ile Eski ve Yeni ahit arasında kültürel senkretizm iddialarının doğru olması gerekir. Üçü de doğru olduğunda -ki doğrudur.- o zaman tahrif iddiası ortaya atılır (teoloji epistemik döngüselliğe oradan da yankı odasına girer.) ya da önceki gelenekler kabul edilir ki o zaman Kuran'ın ilahi olduğundan söz edilemez. Kitabın ilerleyen bölümlerinde bu kadar çok kaynak Kuran'a giremez derken Texas keskin nişancı safsatası yapıyor. Hangi hikayeler o dönem Arabistan'da dolaşıyorsa Kuran'a girme ihtimali vardı. Çünkü Kuran hikayenin kendisi ile değil mesajı ile ilgilenir. Bu hikayeler tesadüfen (kültürel difüzyon) Muhammed'in önüne gelmiştir [33-34].
33- Sayfa 409'da şöyle diyor:
"Haberimizi incelerken negatif ispatımızı yaptık Yani bu haberin yalan olması ile ilgili iki ihtimali, tatmin edici şekilde çürüttüğümüzü düşünüyoruz, elhamdülillah. Kitabın bu bölüme kadar olan kısmı, iman etmek için yeterlidir. Zira, bize gelen haberin yalan olması ihtimalini dışlamış oluyoruz."
Kanıt yükünün olduğu taraf için negatif ispat iddia edilen olguyu temellendirmek için yeterli değildir ki negatif ispatı da iyi değil.
34- Sayfa 410'da belagat mucizesinden bahsediyor. Bu mucizenin 2 sıkıntısı vardır: Birincisi bunun öznel bir kritere dayalı öznel bir yargı olmasıdır. İkincisi Kuran'daki özne atlamaları ve anlatım bozukluklarını belagat mucizesiyle meşrulaştırmaktır. Aynı sistemler ve müzikal tını dediği şey Yahudiler tarafından da kullanılıyor.
35- Sayfa 449'da şöyle diyor:
"O hâlde bu iddia, ortalama eğitim düzeyi normal Yahudilerden daha düşük olan bir Yahudi grubundan, bilgi düzeyi daha da düşük birinin taklit etmesi gibi ele alınmış olur. Böyle bir durumda -haşa- Kuranda oldukça kötü bir taklit olan kıssa anlatıları beklemek gerekir."
Evet, Kuran'daki hikayelerle Eski ve Yeni ahitteki hikayeleri karşılaştırsaydın Kuran'ın bir sürü gaf yaptığını anlardın. Burada bunu detaylandırmayacağım.
36- Buradan sonra sayfa 450-483 arası Eski Ahit ve Yeni Ahit'teki hikayelerin ahlaki ve teolojik sıkıntılar barındırdığını bu yüzden Kuran'ın daha güvenilir olduğunu iddia ediyor. Bu tamamen sonuca başvurma safsatasıdır. Önceki geleneklerin hikayeleri Kuran'daki aynı hikayelerden daha etik dışı, Kuran'ın hikayeleri teolojik olarak daha tutarlı o zaman Kuran daha doğrudur gibi yanlış bir çıkarım yapıyor. Ama Altay Eski ve Yeni Ahit hikayelerinin Kuran'dan tarihsel olarak daha önce kanonize olarak ortaya çıktığını görmezden geliyor. Muhammed zamanındaki Yahudiler ve Hristiyanların elindeki metinlerin bugünküyle aşağı yukarı aynı olduğunu görmezden geliyor. Ayrıca Yahudilerde İsmet doktrini (peygamberler günahsızdır.) diye bir şey olmadığını bile bilmiyor. Burada bir kez daha çürük olan Duhan mucizesine tekrar giriyor.
37- Son olarak sayfa 484-511 arası Rum suresi mucizesine giriyor. Rum suresi mucizesinin neden güvenilir olmadığının 3 sebebi: Birincisi bir kehanetin tarihsel mucize sayılabilmesi için örüntülü (Bizans ve Persler arasındaki sınırlar kesintisiz savaşlar yüzünden sürekli yer değiştiriyordu.) ve tahmin edilebilir olayların üzerine keyfi zaman aralıkları (3-9 yıl içinde) üzerinden kurulmaması gerekiyor. İkincisi kendisi bile ayetin ne zaman indirildiğinin tam olarak bilinmediğini (4 yıl sapma var. 614-618 yılları arası) söylemiştir, bu yüzden bu kehanet güvenilir olarak kabul edilemez. Üçüncüsü ise Bizans'ın 614-623 ya da 618-627 yani en kötü senaryoda bile 614-627 yılları arasında Perslere karşı büyük bir zafer kazandığı da yoktur (Bizans Perslere karşı 602-628 arası tek büyük zaferini Aralık 627'de Ninova'da (Irak) almıştır. Ninova Mekke'ye en yakın yer ya da Dünya'nın en alçak yeri değildir.) [35-37]. Bu süre aralığında Mekke'ye en yakın olan yer ya da dünyanın en alçak yerinde (artık her neyse) Bizans'ın Perslere karşı zafer kazandığı da yine yoktur [38].
Referanslar:
1- Wayne Horowitz, Mesopotamian Cosmic Geography.
2- John H. Walton, Ancient Near Eastern Thought and the Old Testament.
3- Bereshit Rabbah, Pirkei De-Rabbi Eliezer.
4- İbn İshak / İbn Hişam, Sîretü İbn Hişam.
5- W. Montgomery Watt, Muhammad at Medina.
6- Sahih-i Buhari, Cilt 6, Kitap 61, Hadis 510.
7- Shady Hekmat Nasser, The Transmission of the Variant Readings of the Qur'an: The Problem of Tawatur and the Emergence of Shawadhdh.
8- Arthur Jeffery, Materials for the History of the Text of the Qur'an.
9- Behnam Sadeghi & Mohsen Goudarzi, "Sana'a 1 and the Origins of the Qur'an", Der Islam (2012).
10- Asma Hilali, The Sanaa Palimpsest: The Transmission of the Qur'an in the First Centuries AH.
11- Ölü Deniz Yazmaları (Kumran Yazıtları).
12- Bart D. Ehrman, The New Testament: A Historical Introduction.
13- Cornelius Tacitus, Annals 15.44
14- Flavius Josephus, Antiquities of the Jews 18.3.3
15- İmam Buhari, et-Tarihu'l-Kebir, Cilt 2, Sayfa 363 ve Kitabu'd-Duafai's-Sağir.
16- Celaleddin es-Suyuti, el-İtkan fi Ulumi'l-Kur'an.
17- İbn Ebu Davud, Kitabü'l-Mesahif.
18- Ebu Amr ed-Dânî, el-Beyân fî Addi Âyi'l-Kur'ân.
19- Celaleddin es-Suyuti, el-İtkan fi Ulumi'l-Kur'an.
20- Kuran, Mücadele Suresi 12. Ayet
21- Kuran, Enfal Suresi 41. Ayet
22- Sahih-i Buhari, Kitap 7, Hadis 331
23- James B. Pritchard, Ancient Near Eastern Texts Relating to the Old Testament (ANET).
24- The British Museum Arşivi (EA24); R.S. Simpson, Demotic Grammar in the Ptolemaic Sacerdotal Decrees.
25- E.A. Wallis Budge, The Rosetta Stone.
26- Miriam Lichtheim, Ancient Egyptian Literature, Volume I: The Old and Middle Kingdoms, University of California Press, 2006.
27- Raymond O. Faulkner, The Ancient Egyptian Pyramid Texts, Oxford University Press, 1969, s. 80.
28- Taberî, Tarih'ül-Rüsl ve'l-Mülûk.
29- İbn Hişam, Sîretü İbn Hişam.
30- Kuran, Fetih Suresi 24-25. Ayetler
31- Gabriel Said Reynolds, The Qur'an and its Biblical Subtext (Routledge, 2010).
32- Heinrich Speyer, Die biblischen Erzählungen im Qoran
33- Abraham Geiger, Was hat Mohammed aus dem Judenthume aufgenommen?
34- Angelika Neuwirth, The Qur'an and Late Antiquity: A Shared Heritage
35- Nicolai Sinai, The Qur'an: A Historical-Critical Introduction
36- Walter E. Kaegi, Heraclius, Emperor of Byzantium (Cambridge University Press, 2003).
37- James Howard-Johnston, Witnesses to a World Crisis: Historians and Histories of the Middle East in the Seventh Century.
38- Tommaso Tesei, "The Romans Will Win!" A Qur'anic prophecy (Q 30:2-7) in light of 7th c. political eschatology, Der Islam (2018).